10 Atasözü ve Hikayesi

Atasözü Nedir?

  • Geçmişten günümüze atalarımız aracılığı ile gelen, toplumun uzun deneyimlerden yararlanarak gözlemlere dayanan, kısa, özlü öğütler – ders veren ve yol gösteren, toplum tarafından benimsenerek ortak olarak kullanılan ve ortak düşünce ve yargıları belirten kalıplaşmış sözler topluluğuna ”Atasözü” denir.
  • Atasözleri “sav” ve “darb-ı mesel” olarak da bilinir.
  • Söyleyeni bilinmeyen atasözleri bir toplumun duygu, düşünce inanç ve kültür biçimine ayna tutar.
  • Atasözlerinin çoğu mecazlı anlatıma sahip olmasından ve tamamlanmış yargı içerdiğinden kelimenin yerine başka bir kelime kullanılamaz.
  • Atasözlerini doğru kullanmak için hem onların anlamlarına bakalım, hem de neden böyle kalıplaşmış olduklarına yani altındaki hikayelere bir göz atalım: Bu efsanevi hikayelerin doğruluğu tartışmaya açık olsa da dikkate almak lazım.

    1- “Acele İşe Şeytan Karışır”

    • Anlamı:
    • Düşünmeden ya da yeterince düşünmeden de diyebiliriz, pek çok işimizi oldu bittiye yani aceleye getiririz.
    • Acele etmeye yatkın olan karakterimiz yüzünden bir işi ya eksik ya da hatalı yaparız; fakat buna rağmen hatayı kabul etmeyip haklı nedenler sunarız. Bu acele etme davranışı bizi maddi-manevi bir zarara sürükleyebilir, ki denenmiş bir çok örneğine hepimiz şahitiz. Bu aceleyle yapılmış işten pek de olumlu bir sonuç alınabileceği söylenemez.
    • Acele işe şeytan karışır, düşün ve taşın öyle yola koyul.

      Hikayesi:
    Şam’da bir bey yaşarmış ve bu beyin harika  sese sahip bir kölesi varmış. Bey kölesini sık sık alışverişe yollarmış, fakat köle ise her seferinde eve geç dönermiş.  Eve geç dönmesinin altında, kölenin güzel sesine bayılan, köleyi kolundan bacağından tutan ve zorla şarkı söylettiren bu yüzden de eve geç kalmasına yol açan çarşı esnafı yatarmış. Bey bir gün tekrardan köleyi çarşıya testi almaya yollamış ve bizim köle yolda gittiği sırada bir kervana denk gelmiş. Şans mı desek yoksa uğursuzluk mu siz karar verin: Köleyi o güzel sesinden dolayı kim tanımaz ki, kervanın içindekiler onu hemen fark etmiş ve Mısır’a gittiklerini, kölenin de onlara eşlik etmesini istediklerini söylemişler.

    Köle beyine çok sadık olmalı ki, anında ”olmaz” yapmam gereken işler var demiş.

    Kervandakiler ise ona kulak asmayıp zorla yanlarına alıp Mısır’a doğru yola çıkmışlar. Burada bir yıl kalmışlar ve daha sonra Şam’a geri gelmişler.

    Sadık kölenin aklına, ardından 1 sene geçmesine rağmen Bey’inin sipariş ettiği testi düşüvermiş. Testiyi satın alan köle sanki aradan 1 sene geçmemiş gibi koşarak eve gittiği sırada ayağı takılmış ve yere düşmesiyle birlikte testi de parçalanmış. Ağlayan kölenin ağzından birden ”acele edersen böyle olur, acele işe şeytan karışır” sözleri dökülüvermiş.


2- ”Adam Ol Baban Gibi, Eşek Olma”

  • Anlamı:
  • Türkçe derslerinde genellikle verilen bu örnek doğru virgül kullanımı vurgulamakla beraber eğitimin önemli olduğu anlamı çıkmaktadır.

  Hikayesi:
Bir zamanlar Eğitim Bakan’ı olan tarihçi Abdurrahman Şeref Bey, Galatasaray Lisesi’nde müdürlük yaptığı sırada, Sultan Abdülhamit’in hizmetkarlarından olan bir paşanın oğluna tüm öğrencilerin içinde bağırarak:

 ”Adam ol”,”Baban gibi eşek olma!” der.

  Bu duruma çok üzülen çocuk durumu hemen babasına açar. Babası ise bu durumu kabullenir mi, ”O benim kim olduğu mu biliyor mu, ben padişahın hizmeti altında bir paşayım, ona yarın bunu gidip bir sorayım”der. Öfkeli baba ertesi gün öğretmeni bulur ve ”Hocam, siz kim oluyorsunuz da bana eşek diyorsunuz?, ben bugüne bugün paşayım” der.

 Abdurrahman Şeref Bey: ”Pardon da ben sizi zaten tanımıyorum ki, ne zaman eşek demiş olabilirim der.” Paşa ise hemen dün okulda oğluna söylediği sözleri tekrarlar:

 ”Adam ol, baban gibi eşek olma”.

 Abdurrahman Bey de o kadar zeki olmalı ki hemen virgülün yerini değiştirerek vurgulu bir şekilde şöyle der: Doğru efendim, oğlunuza kızdım, çünkü dersine çalışmıyordu; bu yüzden ben de sizi örnek göstermek amaçlı: ‘‘Adam ol baban gibi!…, Eşek olma!’‘ diye söylendim der. Tabi paşa nereden bilsin bu işte bir hile olduğunu hocadan hemen özür diler ve teşekkürlerini sunarak orayı terk eder.


3- ”Damlamaya Damlaya Göl Olur”

Anlamı:

  •  Küçük diye önemsiz gördüğün şeyler birikir ve zamanla ihtiyacın olan şeye dönüşür.
  •  Bu yüzden küçük diye önemsiz görülen şey bir köşeye atılmamalı, zamanı geldiğinde o şeyin ihtiyacınızı göreceğinden gereksiz yere tüketilmemelidir. Küçücük şeylerin bir araya gelmesiyle bir dağ oluşur.
  • Az da olsa biriktirmenin ve sabretmenin karşılığı çokluk ve bereketle ödüllendirilir.
  • Azim ve kararlılığın simgesi olan bu atasözü kimsenin birden zengin olamayacağını biriken şeylerin
    servet oluşturacağını belirtmektedir.

  Hikayesi:
Söylenen bir rivayete göre:

 Bir baba ve babasının verdiği harçlıklarla para biriktirmeye çalışan bir çocuk arasında geçen bir hikayedir.

 Babasının az az harçlık vermesinden yakınan çocuk, bu verdiğin harçlıklar almak istediğim şeylere yetersiz geliyor demiş. Babası buna karşılık ‘Verdiğim harçlıkları bir kerede harcama, biriktirerek amacına ulaşmayı dene’der.

 Çocuk babasının ne demek istediğine anlam veremez, bu yüzden babası olayı kavraması için çok güzel bir örnek verir: Evlerinin karşısında bulunan gölü göstererek,”Oğlum, göle bak bu bir günde değil, yağmur damlalarının birikmesiyle meydana geldi, yani demek istediğim şu ki sen de harçlıklarını bu şekilde biriktirebilirsin” der.

 O zamandan beri yağmur damlalarının birikip büyümesi durumu insanlara ilham kaynağı olmuş ve küçük şeylerin birleşmesi durumuna bu atasözünü ”Damlaya damlaya göl olur” uygun görmüşlerdir.


4- ”Ne Ekersen Onu Biçersin”

  • Anlamı:
  • Yapılan herhangi bir olayın eninde sonunda sonucunun alınacağını belirten bir atasözüdür.
  • Kötülük yapan kötülükle, iyilik yapan iyilikle ödüllendirilir.
  • Nasıl davranırsan, aynı şekilde geri dönüş alırsın.
  • Aslında şöyle de düşünebiliriz: Bugüne nasıl bir yatırım yapar, nasıl bir davranış sergilersen, yarın yani gelecekte yaşayacağın şeyde ona göre şekillenir; dün bugüne gebedir ve bugün dün neler yaptığımıza bağlıdır.

  Hikayesi:
Yaşlı bir çift evde tereyağı yapmaktadır, geçimlerini sağlamak için adam karısının yaptığı tereyağlarını her gün bakkala götürüp satmaktadır. Bakkal ise onların tereyağlarını hiç tartmaya gerek duymadan satışa çıkarmaktadır. Bir gün şeytan mı dürttü ne olduysa bakkalın aklına tereyağlarını tartmak gelmiş ve tarttığında tereyağlar kaç gram
gelse iyi?  900 gram sonucuyla karşılaşan bakkal öfkeden deliye döner ve o yarın gelir nasıl olsa ben ona bunu  ödetirim diye hayaller kurar. Ertesi gün olduğunda yaşlı amcamız tekrardan elinde tereyağı ile bakkalda görünür, bakkal ise ‘bir daha senle alışveriş yapmayacağım hile yaptın tereyağları 900 gram geldi’ der. Yaşlı adam utanır ve ezilip büzülerek, ‘Bizim terazimiz yok, fakat sizden aldığımız 1 kiloluk şekeri ağırlık olarak kullanıyoruz’ diye yanıtlar.

 Bakkal utancından kızar ve hemen mahçup bir şekilde özür diler.

 Ya bakkal bey böyle utanır ve ve özür dilersiniz işte…


5- ”Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yanar”

  • Anlamı:
  • Söylenilen yalanın çok geçmeden ortaya çıkması durumunu anlatan çok güzel bir atasözümüzdür.
  • Burada anlatılmak istenen yalanına güvenip çok uzun süre arkasına sığınamazsın, günümüzde ise sosyal medyalar sayesinde bu yalanları yakalamak oldukça kolaylaşmıştır. Ayrıca tarihte de bunun örnekleri sıkça karşımıza çıkmaktadır.

  Hikayesi:
Elektriğin olmadığı yıllarda medresede eğitim alan çocuklar aralarında akşamları ders çalışabilmeleri için uygun aydınlık bir ortam yaratabilmek amacıyla her birinin bir akşam mum getirmesi şartıyla anlaşmaya varırlar. Dedikleri gibi bir kaç gün bu durum böyle uygulanır gider, fakat aralarında kurnaz olan öğrenci bir önceki günlerden kalan mum parçacıklarını biriktir ve kendisine geldiği gece mumları tekrardan eritip düzgünce yeni bir mum yaptığını sanarak sevinir.

 Para vermekten kurtulan bu çocuğun mumuyla akşam ezanından sonra toplaşıp bir araya gelinerek ders çalışılır. Aralarında bir çocuk mumda bir tuhaflık olduğunu sezer ve ” nedense bana yeniden birleştirilerek oluşturulmuş bir mum gibi göründü” der. Kurnaz çocuk ise ‘saçmala olur mu öyle şey bende aynı yerden aldım’ der.

 Ama tahmin ettiğiniz gibi mum yatsı vaktine kadar bile dayanmamış ve kısa sürede sönmüştür. Israrla salağa yatan uyanık çocuk ‘neden söndü ki bu’ diye sorar kendi kendine. Durumun farkında olan diğer çocuk  ”Eee sen ne sanmıştın, yalancının mumu yatsıya kadar yanar” diye yapıştırır cevabı.


6- ”Gülü Seven Dikenine Katlanır”

  • Anlamı:
  • Hedefine ulaşabilmek için bazı engellerin ve kusurların görülmemesi gerektiğini anlatan bir sözdür.
  • İstenilen bir durumu elde etmek için kötü durumların göz ardı edilmesi ve zorluklarına katlanılması gerektiğini vurgular.

  Hikayesi:
Bir rivayete göre bülbül, çiçeklerin kraliçesi olan güle vurulur. Gül önceleri solgun ve ak bir güldür. Goncanın ise seher vakti açtığı düşünülerek o ana tanık olabilmek amacıyla tüm gece o anı bekler, fakat uykuya yenik düşen bülbül o anı kaçırır. Defalarca aynı şey olur ve bir türlü istediği amaca ulaşamayan bülbül gül mevsimi son bulduğu anda ötemez duruma gelir. Tekrardan gül mevsimi gelir ve bülbül de ötmeye devam eder. Gülün ona karşılık olarak açmasını ve muhabbetine ortak olmasını bekler. Nazlı gülün dalınan konan bülbül, gülün dikenini fark etmez ve bülbülün göğsünden akan kırmızı
kan, gülün toprağına karışan kan yağmur suyu ile gülün fidanına bulaşır ve o günden sonra beyaz gül kırmızı olarak açar. Bu sebepten dolayı olsa gerek ”Gülü seven dikenine katlanır”, ‘‘Gülün kırmızısı bülbülün kanındandır” veya ”Vefakar bülbülün ölümüne sebep olan gül hicabından kızarır’‘ sözleri kullanılır.


7- ”Sende Bu Evlat Acısı, Bende de Bu Kuyruk Acısı Oldukça Dost Olamayız”

  • Anlamı:
  • Hırs ve öfke biriktikçe bir daha eskiye dönüş zor olur. Aslında kırılan kalbi tekrardan tamir etmek, hiçbir şey
    olmamış gibi davranmak çok zordur.

  Hikayesi:
Söylenene göre bir köylü ve yılan zamanla arkadaş olur. Ne kadar arkadaşlık denilirse tabi biraz çıkar ilişkisi sanki.. Köylü yılana her gün süt vermekte karşılığında ise altın almaktadır. Birbirlerinin hayatlarını  kolaylaştırmak amacıyla paylaşımda da bulunuyorlar denebilir. Bu durum gel zaman git zaman uzun bir dönem böyle devam eder.

 Köylü bir gün hasta düşer ve oğlundan sütü yılına götürmesini rica ederek şöyle der:

  ”Oğlum, bahçedeki dut ağacının yanına her gün bir yılan uğrar, verdiğim sütü alır ve bana da altın verir. Bugün çok hasta olduğumdan dolayı sütü götür ve altını al gel der”. Tabi babası oğlu gibi düşünmez, kim uğraşacak her gün git gelle en iyisi kısa yoldan yılanı öldürüp altınların hepsini almak diye düşünür. Sütü yılanın alacağı yere bırakan çocuk, yılanı gördüğü an balta ile yılana vurur.

Yılanın kuyruğu kopar ve acıdan ne yapacağını şaşıran yılan çocuğa saldırır, daha sonra çocuk boğularak ölür. Oğlunun eve dönmediğini gören adam , o hasta haliyle zar zor bahçeye gitmeye çalışır. Oraya ulaştığında ise oğlunun öldüğünü, yılanın da kuyruğunun yarısı olmadan acıyla etrafta dolandığını görür. Durumunun şokunu atlatamayan adam canından bir parça olan oğluna mı üzülse, yoksa hergün geçimini sağladığı yılanın kanlı haline mi üzülse bilemez; ancak ”Hatalı biri varsa kesin oğlumdur” diye düşünür. Bunu yılana da söyleyen adam yılandan özürler diler ve tekrardan eskisi gibi dost olmalarını rica eder. Yılan ise tüm gerçekliğiyle: ”Ben de eskiye dönebilmeyi çok isterdim, lakin sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı olduğu sürece biz yeniden dost olamayız” der.


8- ”Aç Doymam, Tok Acıkmam Sanır”

  • Anlamı:
  • Aç olan insan, her zaman olduğundan çok yemek ister. Tok olan insan da yemeğe ihtiyacı yokmuş gibi hareket eder.
  • Yani yoksul olan, kazandıkça daha fazla kazanmayı dener; varlıklı olan ise durumunun böyle devam edeceğini düşünür
    ve başka kazanç yollarını denemez. Üstelik, elinin altında olanın kıymetini bilmeden har vurup harman savurur.

  Hikayesi:
Eski dönemlerde bir ağa varmış ve bu ağa adamlarından birine çok kızdığı için onu soyup bir direğe bağlamış. Ayrıca vücuduna da pekmez sürmüş. ”Bir gün boyunca böyle beklesin ve kimse ona dokunmasın” demiş ve çekip gitmiş. Arı ve sinekler boş durur mu, onlara da gün doğmuştur. Adamın üstüne konup durmuşlar. Tesadüfen oradan geçmekte olan yardımsever avcı adamın vücudundaki sinekleri kovalar. Fakat bir tuhaflık olur ve ballanmış olan adam hemen bağırır:

 ”Duuurrr yapmaaaa, uzaklaştırma onları!”

 Tabii avcı da donup kalır anlam veremez bu duruma. Vücudunda ballar olan adam hemen şöyle der:

 ”Bu sinekler ve arılar vücudumdaki balları yiyip doydular, çok fazla rahatsız etmiyorlar. Eğer bunları kovarsan yerine yenileri gelir ve yeni gelen yani aç olanlar kendilerini doyurmak için vücudumdan gitmezler uzun süre. Çünkü ”Aç doymam, tok acıkmam sanır” diye dile getirir.


9- ”Aç Ayı Oynamaz”

  • Anlamı:
  • Birisinden bir yardım ya da bir karşılık bekliyorsanız, onunda isteklerini, ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalısınız.

  Hikayesi:
Günlerden bir gün oduncunun biri ormanda odun toplar ve o sırada annesini kaybettiğini düşündüğü bir ayıya denk gelir. Aç, yorgun ve bitkin olan ayıyı alıp evine getirir, onu güzelce besler ve doyurur. Zaman geçtikten sonra büyüyen ayının gücü yerine gelir ve pençeleri sertleşir. İstemeden etrafına zarar vermeye başlar. Oduncu ben bununla başa çıkamam deyip ayıyı zincirler ve pazara satmaya yola koyulur.

 Bir görücü çıkar bizim ayıya ve adam onu böyle güzelce sürerek:

”Oynar mı bu ayı” der.

 Oduncu da ”Oynar tabii ki” diye yanıtlar.

 Alıcı adam, oynasın da bir bakalım der. Oduncu ne diyeceğini bilemeden ağzından bir anda şu sözler dökülür:

 ”Oynamasına oynar da, önce karnını doyurmanız gerek, aç ayı oynamaz!” cevabını patlatır.


10- ”Tavşan(Dağ) Dağa Küsmüş Dağın Haberi Olmamış”

  • Anlamı:
  • İş hayatı çok yoğun olan insanlar kendilerine gösterilen dargınlıkları gözden kaçırabilir.
  • Bazı kırgınlıklarla istediğimiz tepkiyi alamayabiliriz. Yani kızan ve darılan kişi kırgınlığı ile kalır.
  • Diğer kişi bu durumu bilmez bile, bilse de pek umursamaz. Kızmak ve darılmak yerine açıkça duygularımızı dile getirmeliyiz, karşımızdakinin durumu anlamasını bekleyene kadar kendimizi üzmüş oluruz.

  Hikayesi:
Bir zamanlar sevimli mi sevimli yumuşacık kalpli bir tavşan yaşarmış. Doğada hoplar zıplar ve oynarmış. Bir gün mekanının dışında gezindiği sıralarda bir dağa aşık olmuş. Dağ çimen yeşili gözlere, gök mavisi saçlara ve toprak gibi kahverengi bir tene sahipmiş. Bu güzelliklere vurulan dağ o günden sonra dağın etrafından ayrılmamış. Onunla vakit geçirmekten aşırı derece mutlu olan tavşan kendini dağa iyice kaptırmış. Bir süre geçtikten sonra ise dağın onu takmadığını düşünüp kahrolmuş ve sesini çıkarmadan eski evine dönmüş. Orada bir delik açmış ve kendisini oraya hapsetmiş. Delikten ise sadece karnını doyurmak için dışarı çıkarmış. Böyle yaşamış ve bir süre sonra öylece orada ölmüş. Tavşanın ölümünün ardından tüm tavşanlar ve hayvanlar alemi arasında bu konu patlak vermiş. Yayılan bu olay tabi ki dağın da kulağına gitmiş ve kendisini çok üzgün hissetmiş. O koskocaman bir dağ, büyüklüğü karşısında ise tavşanı fark edebilmesi çok zormuş. Bu söz ise hayvanların kulağına gider, onlar da şu sözü söyleyerek durumu desteklerler: karındeşen jack

”Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış!”.


Kaynak: https://tarihnedio.com/atalarimizdan-miras-10-atasozunun-hikayesi/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here